close
VKoc22

Vefatının ardından 24 yıl geçse de Vehbi Koç’un geride bıraktığı prensipler, Koç Topluluğu’nun bugününe ışık tutmaya devam ediyor. Daima ileriyi düşünmek, zamanı doğru yönetmek ve sadece ekonomiye değil toplumsal kalkınmaya da önem vermek merhum Vehbi Koç’tan miras… Topluluğun bugün benimsediği değerlerin, gücün ve cesaretin arkasında Vehbi Koç’un eşsiz kişiliği yatıyor.

Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç’un aramızdan ayrılmasının üzerinden 24 yıl geçti. Aradan geçen onca zamana rağmen prensipleri ve değerleriyle Koç Topluluğu’nun yolunu aydınlatmaya devam ediyor. Değişimin öncüsü olma hedefiyle kendi yolunda ilerleyen Koç Topluluğu’nun vizyonunun, gücünün ve cesaretinin arkasında kurucusu rahmetli Vehbi Koç’un ayak izleri var. O’nun alametifarikası olan ileri görüşlülüğü, her işin ehliyle çalışması, bir işe adım atmadan farklı fikirler alması, zamanı doğru yönetmesi ve hayırseverliği bugün de Koç Topluluğu’na ilham vermeye devam ediyor.
Vehbi Koç’un iş hayatı boyunca sıkı sıkıya bağlı olduğu prensipler, yalnızca Koç Topluluğu’na değil tüm iş insanlarına yol gösteriyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna tanık olan, ülkenin ekonomik gelişimine kurduğu teşebbüsler ve yarattığı istihdamla katkı sağlayan Vehbi Koç’un başarı hikâyesi, alınabilecek derslerle ve ufuk açabilecek tecrübelerle dolu… Zorlu yollardan geçse de pes etmeyişi, yapılamaz denilenin üzerine gitmesi, yüzünü daima ileriye çevirmesi, farklılığı göze alması ve memleket sevgisiyle O’nun hikâyesi, aslında herkesin kendine pay çıkarabileceği kıymetli bir miras…

Ülkeyi dönüştüren ileri görüşlülüğü
Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’nin pek çok şeye ihtiyacı vardı ve eldekiyle yetinmek gibi bir durum söz konusu değildi. O kadar çok şeye ihtiyaç vardı ki, ancak vizyoner bir bakış açısı ve çalışma azmi bu ihtiyaçları karşılayabilirdi. İşte böyle bir dönemde Vehbi Koç, zamanına göre hayal bile edilemeyen şeyleri önceden görebildiği gibi memleketine hizmet vermek için çalışma azmiyle dolup taşıyordu. Türkiye’de gerçekleştirilen “ilk”ler işte onun bu özelliklerinin eseriydi. Ülkemizdeki otomotiv sektörünün ilk taşlarını Ford ile döşemeye başladı. İlk traktör fabrikası ile çiftçilerin hayallerine ortak oldu, beyaz eşya ürünleriyle halkın hayatını kolaylaştırdı. Ancak Vehbi Koç’u farklı kılan yalnızca otomotiv sektörüne öncülük etmesi ya da beyaz eşya sektörünü geliştirmesi değildi. Aynı zamanda Türk insanına hareket özgürlüğü ve modern bir yaşam kültürü sağlayarak toplumun dönüşmesine katkıda bulunuyordu. Kalıcı olmaya inandığı için kurumsallaşmayı başlattı, hayırseverliğini devamlı kılmak için özel vakıfçılığın temellerini attı. Düşündüğü her parlak fikir, attığı her adım insanların hayatına yeni bir boyut kazandırıyordu…

“Yeni bir işe girmeden önce konuyu iyice incelemek ve o işten anlayan bir veya birkaç kişiyi yanına alarak birlikte çalışmak, işte başarılı olmanın en başta gelen şartlarındandır”

Vizyonerliğine eşlik eden girişimci bir ruh
İleri görüşlülüğünün yanı sıra kimsenin cesaret edemediği işlere adım atmasıyla bilinen Vehbi Koç, girişimci ruhun gelişmesinde öncülük yaparak ülkeye büyük katma değer sağladı. 1946 yılında gerçekleştirdiği Amerika seyahati hem kendisi hem de Koç Şirketleri için bir dönüm noktası oldu. İlk Amerika yolculuğunda tüccarlıktan sanayiciliğe adım atan Vehbi Koç, İkinci Dünya Savaşı’nda Amerika ve müttefiklerin kazanacağını hissetmiş ve Amerika’daki potansiyel iş imkânlarını önceden sezebilmişti. Amacı büyük Amerikan firmalarının temsilciklerini almaktı. Savaş olanca hızıyla sürmesine rağmen bunu başararak General Electric, US Rubber, Oliver, Burroughs, York gibi büyük firmaların temsilciliklerini aldı. Vehbi Koç, kendi inandığı yolda yürümekle yetinmedi; her daim yolun ilerisinde ne olduğunu merak etti. Attığı her adımda bir sonrasını düşünürdü. Amerika seyahatinde de böyle oldu. Aslında Amerika’nın köklü markası General Electric’in temsilciliğini almıştı. Ülkesine geri dönüp işlerine kaldığı yerden devam edebilirdi. Ama o, daha ilerisini düşünerek ülkesine bir ampul fabrikası kurmayı amaçlıyordu. General Electric çok büyük bir şirketti ve şirketin İdare Meclisi Başkanı Mr. Reed’e ulaşmak kolay olmadı. İşi alabilmek için adım adım ilerlemek gerekiyordu. Vehbi Koç,“Hayat Hikâyem” adlı kitabında adlı kitabında anlattığı gibi; önce General Electric firmasının Türkiye işlerine bakan direktörle tanıştı. Ampul fabrikası kurma fikrini ona aktardı ve direktör aracılığıyla International General Electric’in Genel Müdürü Mr. Herod’la görüşme imkânı buldu. Mr. Herod’u ikna ettikten sonra oradan işi General Electric’in Genel Müdürü ve aynı zamanda İdare Meclisi Başkanı Mr. Reed’e iletmek gerekiyordu. En sonunda Mr. Reed ile görüştü ve ikinci görüşmede şirketi ikna ederek Amerika’dan ülkesine yatırım yapmak üzere geri döndü.

Düşündüğü her parlak fikir, attığı her adım insanların hayatına yeni bir boyut kazandırıyordu…

İşin ehli kişilerle çalışırdı
Vehbi Koç’un iş yaşamındaki en karakteristik özelliklerinden biri, işi bilenlerle çalışmaktı. Bu özelliği, henüz Ankara’dayken ortaya çıkmıştı. Komşu esnafların yaptığı işleri takip eden ve kazandıklarını ölçüp tartan Vehbi Koç, kösele işinde gelecek olduğunu fark etti. Bu işe girmeye karar verse de, bilmediği bu sektörde işi bilen birisiyle çalışmak gerektiği kanısındaydı. Piyasadaki rakiplerinin karşısında güçlü durmak gerekiyordu. Gözüne Kosti adındaki satıcıyı kestiren ve onu yanına almak için çaba sarf eden Vehbi Koç, sonunda amacına ulaştı. İçgüdüleri doğru çıkmıştı; kösele işinde iyi iş yaptı. Yıllar sonra Bay Kosti sağlık nedenleriyle yanından ayrılacak ve İstanbul’a yerleşecekti. Fakat yıllar sonra “Hayat Hikâyem” kitabında kendisinden “hocam” diye bahsederek, meslekte çok şey öğrendiğini söyleyecek ve onu “İlk satıcım Bay Kosti’nin benim iş hayatımda büyük yeri vardır” şeklinde anacaktı. İşi büyüten Vehbi Koç, bundan sonra girdiği diğer işlerde de aynı yolu izledi. Ankara’daki Koçzade Hacı Mustafa Rahmi Karaoğlan Çarşısı’nda “aktariye” denen ve hırdavat satan birçok Musevi olduğundan bahseden Vehbi Koç, bu işi de kafaya koymuştu. Arun Araf adındaki Musevi ticarethanesinin baş tezgâhtarı çok iyi bir satıcı ve dürüst bir insan olarak tanınan Hiya Elmalaki idi. Yine kitabında “İş hayatımdaki ikinci satıcım” diye bahsettiği Hiya Elmalaki’nin hayatının sonuna kadar, toplam 30 yıl boyunca yanlarından ayrılmadığını ve çok değerli bir insan olduğunu söylüyordu. İlerleyen yıllarda kurucusu olduğu Koç Topluluğu’nda da işin ehliyle çalışma prensibiyle hareket etmeye devam etti. Her kademede işini seven ve iyi yapan personel seçmeye gayret ediyordu. “O günlerden sonra da ilk günlerdeki bir inancımdan hiç şaşmadım. Bu inancıma göre, yeni bir işe girmeden önce konuyu iyice incelemek ve o işten anlayan bir veya birkaç kişiyi yanına alarak birlikte çalışmak, işte başarılı olmanın en başta gelen şartlarındandır” sözü de bunun bir göstergesiydi. Vehbi Koç; Ford, General Electric, Fiat, Siemens gibi dünya markalarıyla işbirliğinde dahi bu prensibe riayet ederek, iş seçimine olduğu kadar ortak seçimine de önem verdiğini gösterdi.

“Hayatım boyunca birçok işte söz sahibi olmakla birlikte her zaman başkalarına danıştım. Bazen düşüncelerimin çok hatalı olduğunu gördüm, yerinde düşünceleri kabul ettim, bundan çok yararlandım.”

Karar vermeden mutlaka danışırdı
Vehbi Koç’un en önemli özelliklerinden biri, karar vermeden önce güvendiği kişilere danışmasıydı. Yatırımlardan hayır işlerine kadar yapacağı her konuda fikir alırdı. Bu özelliği, onun çok iyi bir dinleyici olduğunu da gösteriyordu. Sadece güvendiği insanların değil, çevresindeki herkesin görüşünü önemserdi. Bu nedenle işçilerden bayilere, servislerden satıcılara kadar bütün çalışanlarına kulak verirdi.
Kendisinin bu özelliğine dair yorumu ise şöyleydi: “Bence insan kendi aklını kullanmadan önce güvendiği kimselerden fikir almalı, bu fikirler üzerinde oturup düşünmeli, sonra karar vermelidir. Hayatım boyunca birçok işte söz sahibi olmakla birlikte her zaman başkalarına danıştım. Bazen düşüncelerimin çok hatalı olduğunu gördüm, yerinde düşünceleri kabul ettim, bundan çok yararlandım.”

Zamanı çok iyi yönetirdi
Vehbi Koç’u dönemine göre farklı kılan ve bu sayede iş dünyasında başarıya taşıyan özelliklerinden biri de zaman yönetimiydi. Başkalarının kendisiyle olan münasebetlerinde zamanı nasıl kullandıklarını dikkatle izlerdi. Vehbi Koç, her şeyi zamanında yapıyor ve aynı hassasiyeti karşı tarafın da göstermesini bekliyordu. Zamanlamayı iyi ayarlamak, o dönemde Batılılara özgü bir davranıştı ve Vehbi Koç Amerika’ya yaptığı ziyaretlerde onların dakikliğinden çok etkilenmişti. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Vehbi Koç Anlatıyor” kitabında bu konuya değinen Koç, “Amerika’da geçirdiğim sekiz hafta boyunca en çok gözüme çarpan hususiyetlerden biri Amerikalıların randevu konusunda çok hassas hareket etmeleriydi. Saatlerin değil, dakikaların ne kadar önemli olduğunu çalışma hayatında en affedilmeyen kusurların başında zaman israfının geldiğini orada gözlerimle gördüm” diye anlatıyor. Zaman yönetimine gösterdiği titizlik nedeniyle “İş hayatında olsun, özel hayatta olsun, randevusuna riayet etmeyene kötü puan verirdim” itirafında da bulunuyor. Zaman yönetimine bu kadar önem veren bir insanın bekletilmeye de tahammülü olması beklenemez. Bu hoşnutsuzluğunu da yine kitapta başına gelen bir olayı anlatarak bize hissettiriyor. Olaya göre bir Arap şeyhi ile İstanbul’da bir yemek davetinde buluşacakken tam üç saat bekletiliyor! Şeyhin kaldığı Sheraton Oteli’ndeki yemeğe, zamanın Büyükelçisi Taner Baytok ile giden Koç, 17.00 diye randevulaştıkları yemek için 20.00’de masaya oturabiliyor. Ertesi gün şeyhi, küçük kızı Suna Kıraç’ın evinde öğle yemeğine davet eden Vehbi Koç bu defa hazırlıklı olduğunu, fakat neyse ki 50 dakika bekletildiğini söylüyor. Zaman yönetimiyle ilgili disiplinli ve titiz olduğunu bu anekdotla daha iyi anladığımız Vehbi Koç, kitapta sözlerini şöyle sürdürüyor: “Doğu’da zaman hâlâ böyle kullanılıyor. Son yıllarda, Avrupa Ortak Pazarı’na alternatif olarak İslam Ortak Pazarı’nı ileri sürenleri gördükçe, zamanı değerlendirmek ve iyi kullanmak hususunda hala titiz olmadığımızı düşünüyorum.”

Sosyal hizmet ve bağışların kendisinden sonra da devam edebilmesi için Türkiye’deki ilk özel vakıf olan Vehbi Koç Vakfı’nı kurdu.
Topluma hizmeti borç bildi
“Memlekete hizmet bir bir insanlık ve vatan borcudur” görüşünü benimseyen Vehbi Koç, yatırımlarıyla ülke ekonomisini kalkındırmanın yanı sıra toplumsal konularda sorumluluk almayı da kendine görev addetmişti. Bunun için hayır işlerine kafa yormaya başladı. Avrupa ve Amerika’da birçok kimsenin hayır işleri yapması, adlarını yaşatmak için yardım yapması dikkatini çekerken, Columbia Üniversitesi’nin öğrenci yurtları ve John Hopkins Üniversitesi Hastanesi onu çok etkiledi. Ülkesine döndüğünde Ankara Yenişehir’de cami ya da bir öğrenci yurdu yaptırmak arasında kalınca, seçimini öğrenci yurdundan yana yaptı. Çünkü onu çok etkileyen bir hadiste şöyle diyordu: “İnsan ölünce defteri kapanır. Ancak üç şey öldükten sonra da defterine sevap yazdırmaya devam eder: Süreklilik sağlayan bir bağış, yani vakıf, yararlanılacak bir ilim ve ana babasına hayır duası getirecek iyi evlat.” Bu hadise göre öğrenci yurdu, bu üç şartın hepsini birden kapsıyordu. Hem vakıf, hem ilim, hem de iyi evlat yetiştirmek mümkündü. Ve böylece ilk hayır işi olan Ankara Üniversitesi Vehbi Koç Öğrenci Yurdu’nun temelleri atılmış oldu. Öğrenci yurdunun ardından hayır işlerini Vehbi Koç Göz Bankası, ODTÜ Vehbi Koç Öğrenci Yurdu ve daha niceleri takip etti. Vehbi Koç’un holdingleşmenin ardından bir büyük dileği daha vardı: sosyal hizmet ve bağışlarını kurumsallaştırmak. Bu sayede tüm bunlar kendisinden sonra da devam edebilecekti. Bu ikinci amacına Vehbi Koç Vakfı’nı kurduğu zaman ulaştı. Neticede bugün eğitim, sağlık, kültür alanlarında faaliyet gösteren, genç öğrencilere burs veren Vehbi Koç Vakfı, “Türkiye’nin ilk özel vakfı” olarak tarihe geçti. Vehbi Koç’un öncülüğünü yaptığı Türk Eğitim Vakfı (TEV) ise, açtığı tesisler ve öğrencilere sağladığı burslarla eğitim hayatına destek oldu. Değerleri ve prensiplerinin yalnızca bir kısmına değindiğimiz Vehbi Koç’un yaşamı aslında nesilden nesile aktarılacak birden çok ilham verici hikâyeyi içinde barındırıyor: En zor zamanlarda güçlü çıkmanın, her zaman umutlu kalmanın, ülkenin geleceğinden sorumluluk duyarak her ne olursa olsun asla vazgeçmemenin hikayesi… En büyük hayallerin asla sahipsiz kalmayacağının, yüzlerimizi her zaman geleceğe dönük tutmanın, hem Koç Topluluğu’nun hem tüm Türkiye’nin hikâyesi… Koç Topluluğu tüm çalışanlarıyla beraber, bu değerler ve prensipler ışığında büyüyor, dünya pazarlarına açılma hamlelerini sürdürüyor. Vehbi Koç’tan alınan bayrak, dünya liginde yarışan ürün ve hizmetlerle, her geçen gün daha üst sıralara taşınıyor. O’nsuz geçen 24 yılda bize ve ülkemize kattıklarını bir kez daha hatırlıyor, kendisini sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

 

 

Tags : KoçVehbi Koç